THOUSANDS OF FREE BLOGGER TEMPLATES

20 Nisan 2010 Salı

The Mentalist

Bir aralar TNT the guardian diye bir dizi verirdi. İşte orda bir adam vardıhani başrol. Şimdi simon baker denen zat the mentalist adlı yeni bir diziyle ekranlarda. Mentalisti izlemeye başladım yalnız adama bir yavşaklık gelmiş şöyleki mütemadiyen sırıtıyor :









Yani the guardian daki o bir bölüm hafif gülümsese de adamcağız mutlu olsak diye dört gözle beklerken bu mentalistte o soğuk duygusuz adamla tamamen alakasız house gibi garip bi adam yaratmış. tabi house un daha çok güleninden bu.
the mentalist için tanım: devamlı gülen, zekasıyla herbişeyi çözüp medyum gibi davranan,bişeyin oynadığı bir dizi.bir insana gülmek bu kadar yakışmamalı. ayıp yahu

1 Şubat 2010 Pazartesi

gidiş.

Ablamın küçük lidıl lidıl ivıl veledi burnumu çizdiğinden midir bilinmez bugün dışarı çıkmadım(kaç günde geçer bu çizik lan).


Uyandığımda evde birsürü komşu ve birçok çoluk çocuk vardı. Bu, uyandığımda saatin iki civarı olmasından kaynaklanıyor olabilir tabi. Ama detz nat may pırablım. Bir önceki gün en son öğlen yemek yediğimden o saate kadar uyumak da beni iyice acıktırmıştı. Yalnız misafir olaylarını pek sevmediğimden odamda kalmayı tercih ettim. Yaklaşık birbuçuk saat, bu nedenle aç kaldım. Kendi kendime "oh gad aym starving" deyip durdum, işte demn ooool neybbııırs felan. Neden kendi kendime ingilizce konuştuğuma gelince;

Haftasonu yurt dışı eğitim danışmanlığına gittim. Kadın orrayt beybi dedi. O zaman gidelim haydillililili

25 Ocak 2010 Pazartesi

kız kaçırmayın mümkünse siz.

Bu akşam görmeye gittiğim "die entführung aus dem serail"(saraydan kız kaçırma) operası beni hayal kırıklığına uğrattı. Sevgili Mozartcığımın da kemiklerini sızlattılar. Ama oda biraz insaflı davransaymış değil mi, öyle her opera sanatçısının seslendiremeyeceği hayvani eserler yazmasaymış. Ah be maestro...

Ben en çok Osmin karakterini merak ediyordum ama adamın sesini duyamadım, kelimelerini seçemedim, ne dediğini anlamadım felan o bi facia oldu. Bide bass iyi güzel ama konuşurken bass bi adamı dinlemek kadar sıkıcı bir şey yok.Favori karakterim ise Pedrillo oldu. Pedrillo'yu seslendiren arkadaşı burdan tebrik ediyorum (nerden haberi olucaksa?!).

Konstanze'yi oynayan karıya kıl oldum. Saygı felan bile duyamıyorum ona. Sesi kötü bir(sopranolar kovalasın onu), söyleyemedi iki, itici üç, rol yapamıyor dört. Gitsin müsait bi yerde ölsün o mümkünse. Mozartımın şahaserini mahfetti. Bin tanede solosu vardı uyuz şeyin.

Çok kötü bir sahnelemeydi. Ama die entführung aus dem serail herşeye rağmen favori operalarımdandır. O finali için bile ölünür ona. İngilizceside hoş ama almancasını tavsiye ediyorum ben çok güzel seslendirmişler. Şu türkler bişeyide güzel yapsın be, diyor huzurlarınızdan ayrılıyorum.

21 Ocak 2010 Perşembe

içelim pt.1



Başlıktan dolayı bir alkol çağrışımında bulunmuş olabilirim. Ama yooo tamamen niyetim farklı. Herşeyi sıkıpta içebiliriz ama bu greyfurt denen meyve adeta sıkmak için yaratılmış değil mi. Gandhi'nin tanrısı greyfurt olabilir mi ?? dırırırımmm hepsi azz sonra.

Evde onu bunu sıkıp karıştırma sapıklıklarımı yaparken bir adet greyfurt- bir adet portakal ve bir adet limon karışımının içine maden suyu katma gibi bir girişimim oldu. Fanta da çığır açacaktım belkide ??? Tabi bunu küçük bir bardakta karışımın az bir kısmıyla denedim (temkinli kimyacı). Maden suyunu damlatmamla beraber olabilecekleri hissettim ama dökmeye devam ettim. Çay bardağının 3/4 ünde karşımımız, 1/4 ünde maden suyumuz vardı artık. Yalnız 5435135467/4 ünde köpük vardı öylede bir sorun çıktı. 5435135467/4 sayısını abartmış olabilirim ama 2 çay bardağı köpük oluştuğunu söyleyebilirim. Sonra içtim. Her ne kadar tehlikeli olabilitesi varsada kendimi tıp adına feda ettim! Bişe olmadı. Tadıda kötü olmuştu zaten. Maden susuz hali daha güzel o karışımın. Yani sizde benim gibi saçmalamayın.

Evet bir dahaki deneyimizde meyan kökü bulup kaynatıp maden suyu katıp kolada çığır açabiliriz. Ev yapımı kola. Hani ne gerek varsa, kola da sevmem??

Ha unutmadan. bunların hiç birine şeker katmayınız.
Ilık İçiniz.

17 Ocak 2010 Pazar

Tanrım, Allah senden razı olsun



Movie Smart'da yarın 20.00 Good Night and Good Luck'ın yayınlanacağını görünce evde attığım sevinç çığlıklarının yanı sıra kurduğum ilk cümle bu salak yazının salak başlığıdır. Bir aydır o filmi arıyor ancak torrent altyazı olarak şöyle bir uyduramıyordum. Ayrıntıları hatırlayamasam da (ya bilmemkaç Gb lık hayvani torrentler buluyordum ya da altyazı uymuyordu sanırım) zorlu bir arama sürecinden geçtim. Ama nafile. Geçtiğimiz ay içersinde beni delirten bulamadığım filmler için bkz: Nautral Born Killers, A Guide to Recognizing Your Saints


Good night and good luck'ın yayınlanacağını gördükten sonra kanalı değiştirdim biraz ilerleyince sinema tv idi sanırım fx yada başka bişi de olabilir kanal, işte orda Sherlock Holmes'un kamera arkasına rast geldim. Tekrardan Tanrım, Allah senden razı olsun!!.. O filmin ne kadar sıkıcı çekildiğini fark ettim o kötü oldu. Güzelim manzaraların çoğu yeşil bir fondan ibaremiş meğer. O değilde, robert downey jr. ve jude law ne çekse gider izlerim. Bu sebepten filmi genel olarak çok iyi bulmasamda herkese ohaa şahaneydi gidin gidin diye tavsiye edip duruyorum. Sherlock holmes'un ikincisini sabırsızlıkla bekliyoruz o zaman. (tabi ondan önce bi iron man 2 vakası olucak)

Edit:
ben filmden filme yelken açarken yarınki fizik yazılısına kim çalışıcak?? öğrencilik hayatımda karnemde ilk kez 1 görmeye çok hazırladım kendimi ondan bu kadar rahatım heralde. kim bilir belkide bir iki yönetmen ismi sorarlar sınavda.. bizim şizofren fizikçiden beklerim ben.. yapar o.. evet şu an fizikle ilgili bildiğim tek şey x=v.t sonum hayrolsun..

Edit2 : downey'den söz açılmışkene river diye bir parça seslendirmiş kendisi çok bayıldım. tavsiye ediyorum şiddet ile. " robert downey jr. - river" (bu aralar çok kötü cümle kuruyorum.)

3 Ocak 2010 Pazar

did you hear about it?

sanırım bir aydır gitarım kılıfında duruyordu. odaya her girdiğimde ilk onunla gözgöze geliyordum ve aniden kafamı çevirip utançla gözlerimi kaçırıyordum. lan ne üzücü bi durum. neyse bugün çıkardım kendisini. özür felan diledim. "sorun değil" dedi ama içten içe üzülüyordu biliyordum. "ne yapalım" dedim. "ne biliym ama saçmalama şimdi klasik parçaları yarım yamalak çalıcan unutmuşsundur o kadar zaman oldu. kafamı şişirmede yeni ve kolay bişeyler çal". dedi. bende tamam dedim. son günlerimin favorisi paolo nutiniden candy nin akorlara baktım. "oh" dedim. "oh bebek tenks fo dett. diiiz ar so iizi kordzz. oo beybi tenk gaaad." evet bu şekilde saçmaladıktan sonra bir güzel candyi çalıp söyledim. evet yanlış duymadınız çalıp söyledim. bu benim yapamadığım birşeydi. hiç aklımdada yoktu, kasmadımda bunun için. ama oluverdi. bu aralar eskiden yapamadığım birçok şeyi vahiy inercesine yapıyorum(o ne demekse). misal geçen sene kimyadan 2 alıyordum hep. bu sene aynı konulardan seçmeli kimya denilen seçmediğimiz dersten sınav oluyoruz. geçen sene yapamadığım o güzel soruları nası yapılacağını bilmediğim halde içimden geldi yaptım ve 4 aldım ilk sınavından. evet ikincisindende 5 bekliyorum hatta. hatta bir mililitre kopya bile çekmedim. vay anasını... neyse.

***

Hugh Grant'i seviyorum. biliyorum ona ergen kızlarımız ve orta yaşlı azgın bayanlarımız bayılıyor. ama .. ama... kendimi tutamıyorum kendisine bayılıyorum. o aksanına ölüyorum. mavi gömlek giysin bişiler yapsın sonsuza kadar monitöre bakarım diyorum. dans edişini seviyorum. ah ulan genç olsaydın dedem yaşındasın da diyorum..(böylede eleştirel yaklaşırım kendime). Bütün bunları yazmamın sebebi dün gece "music and lyrics" bugünde "love actually" adlı filmlerini izlemem olabilir. "nothing hill" ve "about a boy" u izlemiştim zaten. bridget jones serisinide izledim. yani onları teker teker izlediğim için herhal iki gün kadar etkisinden kurtulamadım ama sonra geçti. ama iki filmini peşpeşe izleyince bloga bile yazdım o kadar yani... şimdi "did you hear about the morgans?" gelecek. taaa ne zaman fragmanını görmüştüm. 22 ocakta vizyonda diyor internet. umarım samsunda da aynı tarihte girer. evet koştura koştura o filme gidicem zira kendisini hiç sinemada izlemedim. ingiliz olsun çamurdan olsun o zaman. evet.

did you hear about the morgans?



28 Aralık 2009 Pazartesi

happy aşure week


Gönülden bağlı olduğum, en sevdiğim, favori gelenek. şeker bayramı halt etmiş diyor aşurelere abanıyoruz.evet.

26 Aralık 2009 Cumartesi

melekler üzerine

"Özgür iradesi olmayan bilinçli bir canlı metafiziksel bir saçmalıktır. "

Bende oldum olası meleklerinde bişekilde özgür iradesi olduğunu düşünmüşümdür. sadece farklı olduklarını o kadar. Ha ortada melek diye bişe var mı o da apayrı bişey. vay anasını diyorum sayın seyirciler.

Bir de burdan herkesi tao öğrenmeye davet ediyorum zira benim aklıma yattı. satoriye ulaşma gibi bi amacım yok ama uzakdoğu felsefelerini benimsemeye başladım diyebilirim. Diğerlerine nazaran(hangi diğerleri?) daha akla yatkın. Diğerleri dediğim batı felsefesi ve batılı filozoflar, hani şu önce toz kaldırıp sonra da bir şey göremediklerinden şikayet edenler.

neyse bırakalım bunları naber?

11 Aralık 2009 Cuma

Espresso. (başlığın sonuna nokta koyulmaz ey genç)(parantez hiç olmaz başlıkta.)(lan bak gene nokta.)(neyse...)




Her ne kadar espresso makinesiyle yapılanının yerini tutmasada hazır espresso aldım bugün. İşin ilginç yanı bayadır marketlere bakındığım halde göremiyordum sonra birden bim de karşıma çıkıverdi. Nescafe sağolsun yapmış adamlar. Bim de buldum yalnız lan ahaha. Bu bim de bazen çok acayip şeyler olabiliyo bu ilk değil bak.

Kapaktaki yazıdan alıntı:

" Tam kavrulmuş %100 Latin Amerika Arabica kahve çekirdeklerinin koyu ve yoğun aroması... Otantik espresso deneyimi için ipeksi, krema kıvamında bir köpük... Damağınızda önce ipeksi yumuşak bir dokunuş, ardından çarpıcı İtalyan cazibesi... Sadece gerçek kahve tutkunları için.

Davetkâr aromasına ve güçlü lezzetine karşı koymayın... İçinizdeki İtalyan'ın sizi baştan çıkarmasına izin verin."

Aneeee içimde İtalyan varmış! çıkşarı çık çık!

O değilde betimlemenin tillahını yapmışlar. Bu metni yazan arkadaşı kutluyor ve en yakın psikoloğa görünmesini öneriyorum.

9 Aralık 2009 Çarşamba

Die Entführung aus dem Serail



Amadeus filmini izleyenler bilirler, başlarda almanca sözleri olan topkapı sarayından kız kaçırma teknikleri içeren bir opera vardır. Evet son 2 gündür ona takmış durumdayım. Utanmadım, 2 saatlik operayı mp3üme attım(zaten başkada yer kalmadı anasını satim). Ulan mozart dedim; sen sen sen, sen varya sen.

Mozartın kendine has melodileri dışında, Osmanlı topraklarında geçen bu hikaye için yazılmış Türk müziğini çağrıştıran çok hoş ayrıntılarda yakalayabilirsiniz. Adam yapmış abi ! die entführung aus dem serail mozartın korkutucu zekasının sadece küçük bir örneğidir. herkes bir göz atmalı. hatta şöyle yapalım:


ha yok efendim ben açamadım diyorsanız buraya tıkyalınız.

Not: Filmde niyeyse ingilizce sözler var. Ama orginali deutsch'tur yani.